58.000'den fazla kelime ile en kapsamlı Osmanlıca Türkçe sözlük
Aradığınız Osmanlıca kelimelerin Türkçe anlamlarını sözlüğümüzde bulabilirsiniz
fasahat ne demek? fasahat kelimesinin anlamı nedir?
Doğru ve düzgün söyleyiş. Açık ve güzel ifadeli
konuşma.Fasâhat: Sözün; lâfız, mâna ve âhenk itibariyle
kusursuz olmasıdır. Diğer tâbirle, lâfızların söylenişinin
tatlı, mânasının da söylenirken hemen zihne girmesidir. Bu
keyfiyetlerin birincisi, kelime ve cümle âhengi ile,
ikincisi de kullanan kimsenin kelime hazinesi ve seçme
kudreti ile alâkalıdır. Fasâhatin daha yüksek derecesine
belâgat denir ki; fasih bir sözün, yerine ve adamına göre
söylenmesidir. Her beliğ söz, yerine göre denmemişse, beliğ
olamaz. (Edb. S.)Kelimenin aslı: "Sütün köpüğü gidip hâlis
kalması" mânasına idi. Sonra bir şeyin sâfi ve şaibelerden,
şüphelerden hâlis olmasında kullanılmıştır. Bir şeyin belli
ve âşikâr olması. (L.R.)(Lâfzındaki fesahat-ı harikasıdır.
Evet Kur'an mânen üslub-u beyan cihetiyle fevkalâde beliğ
olduğu gibi lâfzında gayet selis bir fesahati vardır.
Fesahatin kat'i vücuduna, usandırmaması delildir ve
fesahatin hikmetine, fenn-i beyan ve maaninin dâhi
ulemasının şehadetleri bir bürhân-ı bâhirdir. Evet, binler
defa tekrar edilse usandırmıyor. Belki lezzet veriyor. Küçük
basit bir çocuğun hâfızasına ağır gelmiyor; hıfzedebilir. En
hastalıklı, az bir sözden müteezzi olan bir kulağa nâhoş
gelmiyor, hoş geliyor. Sekeratta olanın damağına şerbet gibi
oluyor. Zemzeme-i Kur'an onun kulağında ve dimağında aynen
ağzında ve damağında mâ-i zemzem gibi leziz geliyor.
Usandırmamasının sırr-ı hikmeti şudur ki: Kur'an, kulube kut
ve gıda ve ukule kuvvet ve gınâdır ve ruha mâ ve ziyâ ve
nüfusa devâ ve şifâ olduğundan usandırmaz. Hergün ekmek
yeriz, usanmayız. Fakat en güzel bir meyveyi hergün yesek,
usandıracak. Demek Kur'an hak ve hakikat ve sıdk ve hidayet
ve hârika bir fesahat olduğundandır ki, usandırmıyor, daima
gençliğini muhafaza ettiği gibi tarâvetini, halâvetini de
muhafaza ediyor. Hattâ Kureyşin rüesâsından müdakkik bir
beliğ, müşrikler tarafından, Kur'anı dinlemek için gitmiş.
Dinlemiş, dönmüş, demiş ki: "Şu kelâmın öyle bir halâveti ve
tarâveti var ki kelâm-ı beşere benzemez. Ben şairleri,
kâhinleri biliyorum. Bu onların hiç sözlerine benzemez. Olsa
olsa etbâımızı kandırmak için sihir demeliyiz." İşte
Kur'an-ı Hakîm'in en muannid düşmanları bile fesahatinden
hayran oluyorlar. S.)
Benzer Kelimeler
Ruşen olmak, parlamak. * Hâlis olmak.
Ek. Bilek.
(Fasd. dan) Kan alıcı, kan alan. * Cerrah.
Fr. Bir kitabın ayrı bir kapak içinde satılan bölümlerinden her biri.
"Fe" takip edatından sonra fiilinin emr-i hâzırı.
Gümüş tabak.
Yüzük taşı. * Kemiğin oynak yeri. * Meyve içi. Lüb. * Kitabın bend ve mebhası. * Mektup ve emsâlinin mühürünü açmak. * Mc: Gözbebeği.
(Fısk. dan) Günahkâr. Hak yolundan hâriç olan. Allah'ın emirlerine karşı zıt hareket eden. Büyük günahı işleyen veya küçük günahta ısrar ...
İki söz arasını ayıran kelime veya isimlerden biri. Önsözden sonra asıl maksada giriş. * Fık: Şahitlerin gösterdiği delil veya yeminlerin...
Günah işlemeye hazır olduğu halde fırsat bulamayan.